İngiltere, Batı dünyasında İslami finansın en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürürken, sukuk piyasası son dönemde yeniden dikkatleri üzerine çekiyor. Londra Borsası uluslararası sukuk listelemelerinde güçlü konumunu korurken, İngiliz hükümetinin 2021’de ihraç ettiği 500 milyon sterlinlik devlet sukukunun Temmuz 2026’da vadesinin dolmasının ardından yeni bir sukuk ihracı planlamaması, hem piyasa hem de İslam fıkhı açısından önemli tartışmaları beraberinde getiriyor.
İngiltere’de İslami Finansın Yükselen Önemi
İslami finans, faizsiz finans ilkeleri doğrultusunda geliştirilen bankacılık, yatırım, sigorta, sermaye piyasası ve fon yönetimi ürünlerini kapsayan geniş bir alandır. Bu sistemin temel amacı, finansal işlemleri ribâdan uzak tutmak; ticarete, varlığa, ortaklığa, risk paylaşımına ve meşru kazanca dayalı bir ekonomik yapı oluşturmaktır.
İngiltere, özellikle Londra merkezli finansal altyapısı, gelişmiş hukuk sistemi ve uluslararası yatırımcı ağı sayesinde uzun yıllardır Batı dünyasında İslami finansın en önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilmektedir. İslami bankacılık, şer‘î uyumlu yatırım fonları, faizsiz konut finansmanı ve sukuk listelemeleri bu alanın başlıca unsurları arasında yer almaktadır.
Londra Borsası’nın verilerine göre bugüne kadar Londra Borsası üzerinden 68 sukuk ihracıyla 50 milyar doların üzerinde kaynak sağlanmıştır. Bu rakam, Londra’nın yalnızca klasik sermaye piyasalarında değil, İslami finans ürünlerinde de küresel bir merkez olma vasfını sürdürdüğünü göstermektedir.
Sukuk Nedir? İslami Bono ile Klasik Tahvil Arasındaki Fark
Sukuk, en genel ifadeyle İslami bono veya İslami tahvil benzeri yatırım sertifikası olarak tanımlanabilir. Ancak bu tanım, okuyucunun konuyu ilk aşamada anlamasını kolaylaştırsa da sukukun teknik ve fıkhî mahiyetini tam olarak karşılamaz. Çünkü klasik bono veya tahvilde yatırımcı, devlete ya da şirkete borç para verir ve bunun karşılığında faiz geliri elde eder. Sukukta ise yatırımcı teorik olarak yalnızca borç veren kişi konumunda değildir; belirli bir varlık, menfaat, proje veya ticari faaliyet üzerinde hak sahibi olur.
Bu nedenle sukuk, faizli borçlanma araçlarına alternatif olarak geliştirilmiş modern bir İslami sermaye piyasası ürünüdür. Klasik tahvilde getiri “faiz” olarak doğarken, sukukta getiri kira, ticari kâr, ortaklık geliri veya varlık kullanımından doğan meşru gelir şeklinde yapılandırılır. Mesela bir devlet, havaalanı, kamu binası, enerji yatırımı, yol projesi veya başka bir altyapı varlığı üzerinden sukuk ihraç edebilir. Yatırımcı da bu varlık ya da projeden doğan gelirden pay alır.
Bu noktada sukukun hukukî yapısı önem kazanır. Sukuk çoğu zaman özel amaçlı bir şirket üzerinden ihraç edilir. Bu şirket, sukuka konu olan varlığı, menfaati veya projeyi temsil eder. Yatırımcılar da klasik anlamda faizli borç senedi değil, bu varlık ya da menfaat üzerindeki payı temsil eden sertifikalar satın alırlar. Bu sertifikalar piyasada alınıp satılabilir ve yatırımcıya belirli dönemlerde gelir sağlayabilir.
Dolayısıyla sukuk, bir yönüyle modern finans hukukunun, diğer yönüyle İslam fıkhının kesiştiği bir alandır. Modern hukuk açısından sukuk; sözleşme, mülkiyet, menfaat devri, kira ilişkisi, özel amaçlı şirket ve yatırımcı hakları gibi unsurlarla düzenlenir. İslam fıkhı açısından ise sukukun meşruiyeti; ribâdan uzak olması, akdin gerçek bir varlık veya menfaate dayanması, tarafların hak ve sorumluluklarının belirli olması ve kazancın meşru bir ticari temele bağlanması şartlarına bağlıdır.
Bu sebeple sukuku sadece “İslami bono” diye tanıtmak eksik olur; fakat okuyucu açısından başlangıçta bu ifade kullanılabilir. Daha doğru tanım şudur: Sukuk, klasik tahvile benzeyen fakat faiz yerine varlık, kira, menfaat, ortaklık veya ticari kazanç esasına dayanan şer‘î uyumlu yatırım sertifikasıdır.
İngiliz Hukukunun Sukuk Piyasasındaki Rolü
İngiltere’nin sukuk piyasasındaki gücünün temel sebeplerinden biri, İngiliz hukukunun uluslararası finans sözleşmelerinde yaygın olarak tercih edilmesidir. Londra, sadece yatırımcıların bulunduğu bir piyasa merkezi değildir; aynı zamanda sözleşme hukuku, finansal danışmanlık, uyuşmazlık çözümü ve sermaye piyasası altyapısı bakımından da güçlü bir merkezdir.
Uluslararası sukuk işlemlerinde çoğu zaman iki hukukî düzlem birlikte işler. Birincisi, işlemin modern hukuk açısından geçerliliğini sağlayan sözleşme ve sermaye piyasası hukuku boyutudur. İkincisi ise işlemin İslam hukuku ilkelerine uygun olup olmadığını denetleyen şer‘î danışma ve fetva boyutudur. Bu sebeple sukuk işlemleri hem hukukçuların hem de fıkıh uzmanlarının birlikte değerlendirdiği karma bir yapıya sahiptir.
Chambers ve White & Case’in 2025 değerlendirmesine göre İngiliz hukuku, uluslararası sukuk ve İslami sendikasyon işlemlerinde hâlâ önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum, İngiltere’nin İslami finans alanındaki etkisinin yalnızca Müslüman nüfusa yönelik yerel ürünlerle sınırlı olmadığını, küresel sermaye piyasalarında da belirleyici olduğunu göstermektedir.
Londra Güçlü, Devlet Sukuku Sınırlı
İngiltere hükümeti, Mart 2021’de ikinci devlet sukukunu ihraç ederek 500 milyon sterlin tutarında kaynak sağlamıştı. Bu sukuk al-ijārah, yani kira esaslı bir yapı üzerine kurulmuştu. Ancak İngiltere’nin Debt Management Report 2026–27 raporunda, söz konusu sukukun Temmuz 2026’da vadesinin dolacağı ve hükümetin mevcut aşamada yeni bir sukuk ihraç etmeyi planlamadığı ifade edilmiştir.
Bu gelişme, İngiltere’nin sukuk piyasasından tamamen çekildiği anlamına gelmemektedir. Daha doğru ifade ile İngiltere, özel sektör, uluslararası ihraççılar, borsa listelemeleri ve hukukî altyapı bakımından güçlü konumunu sürdürürken, kendi kamu borçlanma stratejisinde sukuku şu an için öncelikli bir araç olarak görmemektedir.
Bu durum iki yönlü okunabilir. Bir taraftan Londra Borsası’nın uluslararası sukuk listelemelerinde güçlü kalması, İngiltere’nin İslami finans altyapısının canlılığını göstermektedir. Diğer taraftan devlet sukukunun devam ettirilmemesi, İngiltere’nin bu alandaki sembolik ve stratejik liderlik iddiası açısından soru işaretleri doğurmaktadır.
Özellikle Müslüman yatırımcılar açısından devlet sukuku, güvenilir ve şer‘î uyumlu bir yatırım imkânı olarak önem taşımaktadır. Aynı zamanda devlet sukuku, bir ülkenin İslami finansı sadece özel sektör düzeyinde değil, kamu finansmanı düzeyinde de ciddiye aldığını gösteren güçlü bir işarettir. Bu yüzden İngiltere’nin yeni sukuk planlamaması, piyasa açısından sınırlı teknik bir karar olmanın ötesinde, daha geniş bir stratejik tercih olarak değerlendirilebilir.
İslam Fıkhı Açısından Sukukun Yeri
Sukuk, çağdaş İslami finansın en önemli araçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bunun temel sebebi, faizli tahvil piyasasına alternatif üretme iddiasıdır. İslam fıkhında ribâ kesin şekilde yasaklanmış, buna karşılık ticaret, ortaklık, emek-sermaye iş birliği, kira ve meşru kazanç teşvik edilmiştir. Sukuk da teorik olarak bu ilkeler üzerine inşa edilir.
Fıkhî açıdan sukukun meşru olabilmesi için birkaç temel şart öne çıkar. Birincisi, sukuk işleminin yalnızca kâğıt üzerinde değil, gerçek bir varlık, menfaat veya ticari faaliyete dayanması gerekir. İkincisi, yatırımcıya sağlanan getiri faiz değil, kira, kâr payı veya meşru ticari gelir niteliğinde olmalıdır. Üçüncüsü, taraflar arasında belirsizlik, aldatma ve haksız kazanç doğuracak unsurlar bulunmamalıdır. Dördüncüsü, risk bütünüyle tek tarafa yüklenmemeli; kazanç ile risk arasında makul bir ilişki kurulmalıdır.
Bu bağlamda al-ijārah sukuku, en yaygın sukuk türlerinden biridir. Bu modelde sukuka konu olan varlık kiraya verilir ve yatırımcılar bu kira gelirinden pay alır. Mushārakah sukukunda ortaklık esası, mudārabah sukukunda ise emek-sermaye ortaklığı öne çıkar. Murābahah sukukunda ise ticari satış ve vadeli ödeme ilişkisi söz konusudur. Her modelin kendine özgü fıkhî şartları ve tartışma alanları vardır.
Ancak sukuk piyasasında önemli bir tartışma da devam etmektedir: Sukuk gerçekten varlık ve risk paylaşımına mı dayanıyor, yoksa klasik faizli tahvilin sadece İslami kavramlarla yeniden düzenlenmiş bir versiyonu mu oluyor? Bu soru, özellikle “asset-based” ve “asset-backed” ayrımı üzerinden gündeme gelmektedir.
Asset-based sukuklarda sukuk bir varlığa referansla yapılandırılır; fakat yatırımcının o varlık üzerindeki gerçek mülkiyet veya tasarruf hakkı sınırlı olabilir. Bu durumda sukuk ekonomik sonuçları bakımından klasik tahvile yaklaşabilir. Asset-backed sukuklarda ise yatırımcıların dayanak varlık üzerinde daha güçlü ve gerçek bir hakka sahip olması beklenir. Fıkhî açıdan ikinci model, yani gerçek varlık devrine ve risk paylaşımına daha yakın olan yapı, sukukun ruhuna daha uygun kabul edilmektedir.
Bu nedenle çağdaş fıkıh âlimleri ve İslami finans uzmanları sukukun sadece şeklî olarak değil, mahiyet itibarıyla da İslami ilkelere uygun olması gerektiğini vurgulamaktadır. Bir ürünün adının “sukuk” olması tek başına yeterli değildir. Önemli olan, sözleşme yapısının ribâdan uzak, varlığa dayalı, adil, şeffaf ve meşru gelir üreten bir mahiyet taşımasıdır.
Günümüzde Sukukun Ehemmiyeti
Günümüzde sukukun önemi birkaç açıdan değerlendirilebilir. İlk olarak sukuk, Müslüman yatırımcılar için faizsiz yatırım imkânı sunar. Faizli bono ve tahvillere yatırım yapmak istemeyen bireyler, kurumlar, vakıflar ve fonlar için sukuk önemli bir alternatiftir.
İkinci olarak sukuk, devletler ve büyük şirketler için alternatif finansman kanalıdır. Altyapı projeleri, enerji yatırımları, kamu binaları, ulaşım projeleri, sağlık ve eğitim yatırımları sukuk yoluyla finanse edilebilir. Bu yönüyle sukuk, yalnızca dinî hassasiyetleri olan yatırımcılar için değil, etik finans, sürdürülebilir finans ve varlığa dayalı yatırım arayışında olan daha geniş bir piyasa için de önem taşır.
Üçüncü olarak sukuk, İslami finansın küresel finans sistemiyle en güçlü temas noktalarından biridir. Londra gibi Müslüman çoğunluklu olmayan bir finans merkezinde sukuk piyasasının gelişmesi, İslami finansın artık sadece Körfez ülkeleri veya Malezya gibi geleneksel merkezlerle sınırlı olmadığını göstermektedir.
Dördüncü olarak sukuk, çağdaş İslam hukukunun modern ekonomik sistemle ilişkisini test eden önemli bir alandır. Çünkü sukuk, klasik fıkıh ilkelerinin günümüz sermaye piyasalarına nasıl uygulanacağı sorusunu doğrudan gündeme getirir. Bu açıdan sukuk, yalnızca finansal bir ürün değil, aynı zamanda çağdaş içtihat, hukukî uyarlama ve ekonomik ahlak tartışmalarının merkezinde yer alan bir kurumdur.
İngiltere açısından bakıldığında sukukun önemi daha da artmaktadır. Çünkü İngiltere’de İslami finans yalnızca Müslüman toplumun ihtiyaçlarına cevap veren dar bir alan değildir. Aynı zamanda Londra’nın küresel finans merkezi kimliğini güçlendiren, etik finans tartışmalarına katkı sunan ve farklı hukuk sistemleri arasında köprü kuran stratejik bir sektördür.
Bank of England’ın 2021’de faize dayanmayan Alternative Liquidity Facility sistemini açması da İngiltere’de İslami bankaların likidite yönetimi açısından önemli bir adım olmuştur. Bank of England, bu sistemle İngiltere merkezli İslami bankalardan ilk kez mevduat kabul ettiğini açıklamıştır.
Sonuç: Sukuk Bir Finans Ürünü Olmanın Ötesinde Bir Hukuk ve Ahlak Meselesidir
İngiltere’nin yeni bir devlet sukuku planlamaması, Londra’nın İslami finans merkezi olma vasfını ortadan kaldırmamaktadır. Londra hâlen sukuk listelemeleri, İngiliz hukuku, finansal danışmanlık, yatırımcı erişimi ve sermaye piyasası altyapısı bakımından güçlü bir merkezdir. Ancak devlet sukukunun devam ettirilmemesi, İngiltere’nin bu alandaki stratejik liderlik iddiası bakımından tartışmaya açık bir gelişmedir.
İslam fıkhı açısından sukuk, faizsiz finansın en önemli modern araçlarından biridir. Fakat bu aracın meşruiyeti, yalnızca “İslami bono” veya “İslami tahvil” diye adlandırılmasına bağlı değildir. Asıl mesele, sukukun gerçekten varlığa, menfaate, ortaklığa, ticarete ve risk paylaşımına dayanıp dayanmadığıdır.
Bugün sukuk piyasasının önündeki en temel soru da budur: Sukuk, faizli borçlanmanın sadece teknik ve şekilsel bir alternatifi mi olacak, yoksa İslam’ın ticaret, adalet, ortaklık, şeffaflık ve risk paylaşımı ilkelerini yansıtan gerçek bir finansman modeli mi hâline gelecek?
Londra’nın güçlü hukukî ve finansal altyapısı ile İslam fıkhının sahih finans ilkeleri bir araya getirilebilirse, İngiltere yalnızca sukuk listelemelerinde değil, daha adil, şeffaf ve etik bir finans modelinin geliştirilmesinde de önemli rol oynayabilir. Bunun için sukukun sadece piyasa talebine uygun değil, aynı zamanda fıkhî mahiyetine sadık bir şekilde geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu yönüyle sukuk, modern finans dünyasında yalnızca alternatif bir yatırım aracı değil; hukuk, ahlak, iktisat ve dinî meşruiyetin kesiştiği önemli bir çağdaş meseledir.