İngiltere’de İslami finans denilince çoğu zaman akla faizsiz mortgage, sukuk ihracı veya Körfez sermayesinin Londra’ya çekilmesi gelir. Fakat asıl önemli gelişme daha teknik, daha sessiz ve belki de daha kalıcı bir alanda yaşanıyor: Bank of England’ın Alternative Liquidity Facility (ALF) modeli.
ALF, basitçe ifade etmek gerekirse, faiz almak veya faiz ödemek istemeyen bankalara merkez bankası nezdinde faizsiz likidite yönetimi imkânı sağlayan özel bir mekanizmadır. Bank of England, bu sistemi 2021’de açtı ve ilk kez İngiltere merkezli İslami bankalardan bu mekanizma üzerinden mevduat kabul etti. Banka, ALF’i “faiz alamayan veya ödeyemeyen ticari bankalar için Bank tarafından desteklenen faizsiz mevduat imkânı” olarak tanımlıyor.
Burada önemli olan nokta şudur: ALF bir “İslami finans genelgesi” değil; daha güçlü bir şeydir. Bu, İngiltere merkez bankacılığı sisteminin İslami finansı teknik olarak tanıması ve ona kendi içinde yer açmasıdır.
Problem neydi?
Geleneksel bankalar merkez bankasında rezerv tutabilir ve bu rezervlerden faiz geliri elde edebilir. Bu rezervler aynı zamanda bankaların likidite yükümlülüklerini karşılamasında önemli bir rol oynar. Fakat İslami bankalar için bu yapı doğrudan problemliydi. Çünkü faizli rezerv hesabı, ribā yasağı sebebiyle İslami bankaların rahatlıkla kullanabileceği bir araç değildi.
İngiltere’deki İslami bankalar, geleneksel bankalarla aynı regülasyonlara tabidir. Bu regülasyonlar arasında yüksek kaliteli likit varlık, yani High Quality Liquid Assets (HQLA) bulundurma zorunluluğu da vardır. Fakat geleneksel bankalar Bank of England’da faizli rezerv tutarak bu yükümlülüğü daha kolay karşılayabilirken, İslami bankalar aynı imkândan yararlanamıyordu. Bank of England da 2021’de ALF’i tam olarak bu eşitsizliği gidermek ve Basel III kuralları çerçevesinde İslami bankalara daha adil bir zemin sağlamak için açtığını ifade etti.
Bu nedenle ALF’in asıl anlamı şudur: İngiltere, İslami bankalara ayrıcalık tanımıyor; onların mevcut finansal sistem içinde dezavantajlı duruma düşmemesi için fonksiyonel bir eşitlik kurmaya çalışıyor.
ALF nasıl çalışıyor?
ALF’in mantığı oldukça dikkat çekicidir. Katılımcı İslami bankalar Bank of England nezdinde faizli rezerv hesabı tutmak yerine ALF’e fon yatırıyor. Bu fonlar ise yüksek kaliteli ve Şeriata uygun sukuk enstrümanlarından oluşan bir portföy tarafından destekleniyor. Bu sukuklardan elde edilen getiri, operasyonel giderler düşüldükten sonra faiz olarak değil, fon getirisi olarak katılımcı bankalara aktarılıyor. İlk aşamada fonun Islamic Development Bank tarafından ihraç edilen sukukları satın aldığı açıklanmıştı.
Bank of England’ın 2025’te yayımladığı sunumda da ALF’in işleyişi açık biçimde gösteriliyor: katılımcı bankalar faizsiz mevduat yatırıyor; bu mevduatlar sukuk gibi getiri üreten bir varlık havuzuyla destekleniyor; ortaya çıkan getiri de katılımcı bankalara aktarılıyor.
Bu yapı İslami finans açısından önemlidir. Çünkü burada getiri, klasik anlamda borçtan doğan faiz olarak değil, sukuk portföyünün ürettiği gelir üzerinden kurgulanmaktadır. Yani İngiliz merkez bankacılığı, ilk defa İslami finansın “varlık temelli getiri” mantığını kendi likidite altyapısına dâhil etmiş olmaktadır.
Neden bu kadar önemli?
ALF’in önemi üç seviyede okunmalıdır.
Birincisi, bankacılık seviyesidir. İslami bankalar artık merkez bankası nezdinde faizsiz bir likidite aracına sahip oldukları için geleneksel bankalarla daha dengeli rekabet edebilir. Bu, özellikle likidite stres dönemlerinde çok önemlidir.
İkincisi, regülasyon seviyesidir. İngiltere, İslami finansı ayrı bir paralel sistem olarak değil, mevcut finansal düzenin içine yerleştiriyor. Bu model, “same risk, same regulation” yaklaşımının daha olgun bir versiyonudur. Yani risk aynıysa regülasyon da aynı olmalı; fakat bu regülasyona ulaşmak için kullanılan araçlar fıkhî hassasiyetlere uygun biçimde farklılaştırılabilir.
Üçüncüsü, sembolik ve stratejik seviyedir. Bank of England’ın bu adımı, Batı’daki ilk faizsiz merkez bankası mevduat mekanizması olarak sunulmuştur. Andrew Hauser, 2020’de yaptığı konuşmada bu imkânın Batılı bir merkez bankası tarafından sunulan ilk Şeriata uygun faizsiz mevduat hesabı olduğunu belirtmişti.
Bu, İngiltere’nin İslami finans alanında sadece piyasa merkezi olmak istemediğini, aynı zamanda regülasyon ve merkez bankacılığı inovasyonu üretmek istediğini gösterir.
Güncel gelişme: ALF büyüyor
ALF artık yalnızca sembolik bir uygulama değildir. Bank of England’ın 2025 tarihli sunumuna göre ALF, piyasadan güçlü ilgi görmüş ve Banka bu imkânı ilk kez genişletmiştir. Sunumda tesis büyüklüğünün 200 milyon sterlinden 550 milyon sterline çıkarıldığı ve ilave Islamic Development Bank sukukları alındığı belirtiliyor.
Bu rakam küçük görünebilir; fakat finansal altyapı bakımından anlamı büyüktür. Çünkü ALF’in genişlemesi, İngiltere’de İslami bankacılığın artık yalnızca teorik veya niş bir alan olarak görülmediğini, merkez bankası operasyonları içinde kalıcı bir unsur hâline geldiğini gösteriyor.
Ayrıca Bank of England’ın 2025 sunumunda, ALF’in devreye girmesinden sonra İngiltere’deki İslami bankaların HQLA seviyelerinin istikrarlı şekilde büyüdüğü de gösteriliyor. Bu, ALF’in sadece “dini hassasiyeti olan bankalara kolaylık” sağlamadığını; aynı zamanda finansal istikrar ve likidite yönetimi bakımından gerçek bir fonksiyon gördüğünü ortaya koyuyor.
Fıkhî açıdan asıl soru
ALF’in fıkhî açıdan en kritik sorusu şudur: Bu mekanizma gerçekten faizsiz bir varlık getirisi mi üretiyor, yoksa faizli rezerv hesabının farklı bir isimle yeniden tasarlanmış hâli mi?
Bu sorunun cevabı, yapının nasıl işletildiğine bağlıdır. Eğer katılımcı bankaların getirisi gerçekten sukuk portföyünden doğan net gelirle bağlantılıysa ve bu portföy Şeriata uygun şekilde yapılandırılıyorsa, ALF İslami finans açısından güçlü bir model olabilir. Fakat getiri fiilen sabit, risksiz ve merkez bankasının garanti ettiği bir faiz ikamesine dönüşürse, fıkhî tartışmalar kaçınılmaz hâle gelir.
Bu nedenle ALF’in geleceğinde üç konu çok önemlidir:
Birincisi, sukuk portföyünün niteliği. Hangi sukuklar alınacak? Bunlar gerçekten varlık temelli mi, yoksa tahvil benzeri borç araçlarına mı yaklaşmaktadır?
İkincisi, getiri hesaplama yöntemi. Katılımcı bankalara aktarılan gelir gerçekten portföy performansına mı dayanıyor, yoksa piyasadaki faiz oranlarına çok yakın bir şekilde mi belirleniyor?
Üçüncüsü, Şeriat denetimi. ALF gibi merkez bankası destekli bir yapıda Şeriata uygunluk onayının kim tarafından, hangi standartlara göre ve ne kadar şeffaf biçimde verildiği son derece önemlidir.
İngiltere’nin ALF üzerinden verdiği mesaj
ALF’in arkasındaki mesaj aslında oldukça nettir: İngiltere, İslami finansı sadece Müslüman müşterilere yönelik bir niş piyasa olarak görmüyor. Onu finansal inovasyon, likidite yönetimi, etik finans ve regülasyon çeşitliliği açısından ciddi bir alan olarak konumlandırıyor.
Bu yaklaşım Malezya’daki gibi merkezi bir Şeriat otoritesi kurmuyor. Körfez ülkelerindeki gibi doğrudan İslami finans odaklı bir hukuk sistemi de inşa etmiyor. İngiltere’nin yöntemi daha pragmatik: Mevcut sistemi koruyor, fakat İslami finansın önündeki teknik engelleri tek tek kaldırıyor.
Bu bakımdan ALF, İngiltere’nin İslami finans modelinin en iyi örneklerinden biridir. Devlet, “faizsiz finans için ayrı bir dünya kuralım” demiyor. Bunun yerine, “mevcut finansal sistem içinde faizsiz finansın da çalışabileceği teknik altyapıyı kuralım” diyor.
Sonuç
Bank of England’ın Alternative Liquidity Facility modeli, ilk bakışta teknik bir merkez bankası aracı gibi görünebilir. Fakat gerçekte İngiltere’de İslami finansın geleceği açısından en stratejik gelişmelerden biridir.
Çünkü ALF, üç şeyi aynı anda başarıyor: İslami bankaların likidite sorununa çözüm üretiyor, Basel III gibi küresel regülasyon standartlarıyla uyumu kolaylaştırıyor ve İngiliz finans hukukunun İslami finansı dışlamadan kendi içine alabileceğini gösteriyor.
Bugün ALF’in 200 milyon sterlinden 550 milyon sterline genişletilmesi, sadece rakamsal bir büyüme değildir. Bu, İngiltere’nin İslami finansı merkez bankacılığı seviyesinde ciddiye aldığının göstergesidir.
Kısacası ALF, İngiltere’de İslami finansın sessiz devrimidir. Yeni bir kanun çıkarmadan, büyük siyasi söylemler üretmeden, finansal sistemin kalbine faizsiz bir kapı açmaktadır. Bu kapının ne kadar büyüyeceği ise sukuk piyasasının derinliğine, Şeriat denetiminin şeffaflığına ve İngiltere’nin İslami finansı gerçekten stratejik bir alan olarak görmeye devam edip etmeyeceğine bağlıdır.
Dr. İbrahim Urkaç
20 Mayıs 2026 - Londra