Zihnin Bakımı: Gürültüden Çıkıp Derinliğe Dönmek
05.01.2026 15:03 | 274
Bir önceki yazıda zihinsel yorgunluğun görünmez yüklerinden bahsetmiştik.
“İnsanı en çok, bitmeyen işlerden çok, bitiremediği duygular yorar.” demiştik.
Bugün ise şu soruya geliyoruz:
Peki bu yük nasıl hafifler? Zihin nasıl onarılır?
Çünkü fark ettik ki mesele sadece yorulmak değil; nasıl dinleneceğimizi bilmemek. Modern insan durmayı unutmuş durumda. Durmayı tembellik, yavaşlamayı geride kalmak sanıyoruz. Oysa zihin, ancak durduğunda kendini toparlayabiliyor.
Bir yerde şöyle bir söz duymuştum:
“İnsan hızlandıkça değil, derinleştikçe toparlanır.”
Bu cümleyi o gün not almıştım. Şimdi dönüp baktığımda, zihinsel bakımın özeti gibi geliyor.
Zihnin bakımı, bir şeyler eklemekle değil; fazlalıkları ayıklamakla başlıyor. Sürekli daha fazlasını almak, daha çok uyaranla yaşamak, zihni beslemiyor; aksine yoruyor. Bir önceki yazıda bahsettiğimiz o “hiç durmayan iç motor”, işte tam burada devre dışı bırakılmalı.
Bakımın ilk adımı şu:
Zihni tekrar düşünceyle buluşturmak.
Bu noktada küçük ama anlamlı bir parantez açmak istiyorum. Yaklaşık bir buçuk senedir Londra’da düzenli olarak devam ettiğimiz bir kitap kulübümüz var. Her hafta bir kitap okuyor, birlikte değerlendiriyor, anlatıyor, tartışıyoruz. Bu hafta okuduğumuz kitapta geçen bir cümle, zihinsel bakım meselesine çok güçlü bir kapı araladı:
“İnsanı büyük yapan, düşüncesidir.”
Bu cümle uzun zamandır zihnimde dönüp duruyor. Çünkü bugünün en büyük problemi tam da burada: İnsan düşünmüyor, tepki veriyor. Tefekkür etmiyor, tüketiyor. Düşünce üretmiyor, hazır düşünceleri dolaşıma sokuyor.
Oysa zihnin bakımı, düşünceyi yeniden merkeze almadan mümkün değil. Düşünmek; aceleye gelmeyen, sessizlik isteyen, sabır isteyen bir eylem. Bu yüzden birçok insan düşünmekten kaçıyor. Çünkü düşünmek insanı kendisiyle yüzleştiriyor.
Bir başka yerde şöyle bir söz okumuştum:
“İnsan kendisiyle baş başa kalamıyorsa, kalabalıklar içinde de yalnızdır.”
Zihinsel yorgunluk biraz da budur: Kendinle temasın kopması.
Tasavvufta çok sade ama derin bir ölçü vardır:
“Az konuş, çok düşün.”
Bugün tam tersini yapıyoruz. Çok konuşuyor, az düşünüyoruz. Zihin konuşarak değil, düşünerek dinlenir. Dil sustuğunda kalp konuşur; kalp sakinleştiğinde zihin toparlanır.
Zihnin bakımında ikinci adım, niyeti düzeltmektir. Çünkü niyet dağınıksa zihin de dağınık olur. İslami gelenekte “amel niyete göredir” denir. Bu sadece ibadet için değil, hayatın tamamı için geçerlidir. Neden koşturuyorum? Neye yetişmeye çalışıyorum? Bu soru sorulmadığında zihin, başkasının gündemiyle yorulur.
Üçüncü adım ise yavaş yavaş derinleşmektir. Hız çağında derinlik bir isyan gibidir. Herkes hızlıyken yavaşlamak, herkes yüzeyselleşmişken düşünmek, herkes akarken durmak…
Herkesin yaptığına itiraz edebilme cesareti.
Zihnin bakımını yapmak, bazen bir akşam telefonsuz kalabilmektir.
Bazen bir sayfayı anlayarak okumaktır.
Bazen bir cümleyi sindirmektir.
Bazen de sadece susup düşünmektir.
Kur’an’da geçen kısa ama çok güçlü bir ifade vardır:
“Hiç düşünmez misiniz?”
Bu soru bir uyarıdan çok bir davettir. Zihni yeniden asli görevine çağıran bir davet…
Bir önceki yazıyı şu cümleyle bitirmiştik:
“İnsan ruhu bir cihaz değildir; şarj olmadan çalışmaz.”
Bugün şunu ekleyebiliriz:
Zihnin şarjı düşüncedir.
Ama yüzeysel değil, derin düşünce.
İnsanı büyüten şey sahip oldukları değil; düşündükleri, sorguladıkları ve anlamlandırabildikleridir. Zihnin bakımı da tam burada başlar. Gürültüden çıkıp derinliğe dönmekle…
Bir sonraki yazıda, bu düşünceyi gündelik hayatta nasıl sürdürülebilir hâle getirebileceğimizi; küçük ama etkili alışkanlıkları konuşacağız. Çünkü zihni korumak, büyük kararlarla değil; küçük ama istikrarlı tercihlerle mümkündür.
Psikolojik Danışman Sabit Aslan