Son yıllarda dilimize pelesenk olan bir söz var: "Coğrafya kaderdir." Doğduğun toprakların senin sınırlarını, imkanlarını ve hatta ne kadar yaşayacağını belirlediğine dair kabullenilmiş bir çaresizliği barındırır bu cümle. Evet, harita üzerindeki çizgiler bazılarımızı Londra’nın güvenli ve konforlu sokaklarına yerleştirirken, bazılarımızı da Afrika’nın temiz suya ulaşmak için kilometrelerce yürünmesi gereken kurak köylerine savurabiliyor.
Ancak bugün, İngiltere merkezli bir insani yardım derneğinin başkanı olarak geriye dönüp baktığımda, bu sözün eksik bir tarafı olduğunu görüyorum. Coğrafya bir başlangıç noktası olabilir, evet; ama insanlığın ortak vicdanı devreye girdiğinde o "kader" dedikleri sınır darmadağın olur. Çünkü iyilik, pasaport sormaz; merhamet, vize istemez.
Bizler, Londra’daki ofislerimizde ya da evlerimizde sabah kahvemizi yudumlarken, dünyanın bir başka ucunda sadece hayatta kalmaya çalışan insanların varlığını bilerek yaşıyoruz. Bu farkındalık, omuzlarımıza ağır ama bir o kadar da onurlu bir sorumluluk yüklüyor. Yürüttüğümüz insani yardım çalışmaları vesilesiyle dünyanın dört bir yanındaki ihtiyaç sahiplerine ulaştığımızda gördüğüm en net gerçek şuydu: Acının da, bir damla temiz suya ulaşıldığında gözlerde beliren o saf sevincin de dili, dini, ırkı aynı.
Bazen soruyorlar: "Neden buralardan kalkıp dünyanın öbür ucuna gidiyorsunuz?" diye. Cevap çok basit: Biz oraya sadece yardım kolileri, su kuyuları ya da tıbbi malzemeler götürmüyoruz. Biz oraya, kilometrelerce uzaktaki birilerinin onları düşündüğünü, unutmadığını gösteren bir "insanlık mesajı" götürüyoruz. "Yalnız değilsiniz" demenin ağırlığı, hiçbir maddi değerle ölçülemez.
İngiltere’den yükselen bu iyilik köprüsü, aslında hepimizin içindeki o evrensel vicdanın bir yansıması. Dünyadaki adaletsizlikleri, açlığı ve yoksulluğu tek bir günde bitiremeyeceğimizi biliyoruz. Ancak bir çocuğun yüzündeki tebessüm olmak, bir annenin çaresizliğini umuda dönüştürmek, o küçük dünyalarda devrim yaratmak demektir.
Coğrafya belki bizi farklı yerlerde doğurmuş olabilir; ama insan kalabilmek, o mesafeleri yok sayıp bir başkasının derdiyle dertlenebilmeyi gerektirir. Bizler sınırları haritalardan silemeyiz belki, ama yüreklerimizdeki sınırları kaldırarak dünyayı daha yaşanabilir bir yer kılabiliriz.
Çünkü günün sonunda, insanı yaşatan coğrafyası değil, hemcinsinin ona uzattığı eldir.
Sınırları Aşan Vicdan: Coğrafya Gerçekten Kader mi?