Küresel ekonomide güç dengeleri değişirken bankacılık sektörü de dönüşüyor. Bir tarafta yüzyıllardır uluslararası sermayenin merkezi olan Londra, diğer tarafta son yirmi yılda önemli bir dönüşüm geçiren ve bölgesel finans merkezi olma hedefini sürdüren İstanbul bulunuyor. İlk bakışta Türkiye ve İngiltere bankacılık sistemlerini karşılaştırmak kolay görünmeyebilir. Biri dünyanın en büyük finans merkezlerinden birine sahip gelişmiş bir ekonomi, diğeri ise gelişmekte olan ancak dinamik ve büyüyen bir pazar. Ancak rakamlar ve eğilimler incelendiğinde ortaya oldukça ilginç bir tablo çıkıyor.
İki Ülke, İki Farklı Finansal Model
İngiltere'nin bankacılık sistemi küresel sermayenin yönetimi üzerine kuruludur.
Londra bugün;
- Uluslararası yatırım bankacılığının merkezlerinden biri,
- Küresel döviz işlemlerinin önemli bölümü için ana platform,
- Varlık yönetimi ve fon sektörünün kalbi,
- Avrupa'nın en büyük fintech ekosistemlerinden biri konumundadır.
HSBC, Barclays, Lloyds, NatWest ve Standard Chartered gibi dev kuruluşlar tek başlarına yaklaşık 6,4 trilyon Sterlin aktif büyüklüğe sahiptir. Bu rakam birçok ülkenin milli gelirinden daha büyüktür. İngiltere finans sektörü ülke ekonomisine yaklaşık 208 milyar Sterlin katkı sağlamakta ve 1 milyondan fazla kişiye istihdam oluşturmaktadır.
Türkiye'nin modeli ise farklıdır. Türk bankacılık sistemi tarihsel olarak reel sektörü finanse etmek üzerine inşa edilmiştir. Bankalar yalnızca finansal kurumlar değil, aynı zamanda ekonomik büyümenin temel aktörlerinden biri olarak görülmektedir.
Rakamlar Ne Söylüyor?
Türkiye ve İngiltere bankacılık sistemleri farklı ölçeklerde faaliyet gösterse de her iki ülke de kendi bölgelerinde önemli finans merkezleri arasında yer alıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre Türk bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğü 2026 yılı itibarıyla 50 trilyon TL seviyesini aşmış durumda. Sektörün kredi hacmi yaklaşık 22 trilyon TL'ye ulaşırken, mevduatlar ise 30 trilyon TL'nin üzerinde bulunuyor. Yaklaşık 210 bin çalışan ve 11 bine yakın şubeyle bankacılık sektörü Türkiye ekonomisinin en önemli yapı taşlarından biri olmayı sürdürüyor.
İngiltere tarafında ise tablo farklı bir ölçeğe işaret ediyor. Londra merkezli bankalar yalnızca Birleşik Krallık ekonomisine değil, dünyanın dört bir yanındaki şirketlere, yatırımcılara ve finansal kurumlara hizmet veriyor. HSBC, Barclays, Lloyds Banking Group, NatWest ve Standard Chartered gibi kuruluşların toplam aktif büyüklüğü 6 trilyon Sterlinin üzerinde bulunuyor. Bu rakam, Londra'nın neden hâlâ dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri olarak kabul edildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Ancak bu karşılaştırmada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta bulunuyor. İngiltere'nin bankacılık sistemi büyük ölçüde küresel sermayeyi yönetmeye odaklanırken, Türkiye'nin bankacılık sistemi daha çok reel ekonomiyi, üretimi, ticareti ve yatırımları finanse etmeye yönelik bir yapı sergiliyor. Dolayısıyla rakamların büyüklüğü kadar, bu kaynakların ekonomiye nasıl yönlendirildiği de önem taşıyor. Çünkü günümüz finans dünyasında başarı yalnızca bilanço büyüklüğüyle değil, ekonomiye sağlanan katma değerle de ölçülüyor.
İngiltere'nin Gücü: Sermayeyi Yönetmek
İngiliz bankacılık sisteminin en büyük avantajı uluslararası sermayeyi çekme ve yönetme kapasitesidir. Londra;
- Küresel yatırım fonlarının merkezi,
- Uluslararası tahvil ve sermaye piyasalarının önemli oyuncusu,
- Çok uluslu şirketlerin finansman merkezi,
- Avrupa'nın en büyük varlık yönetimi merkezlerinden biridir.
Bu nedenle İngiliz bankalarının gelirlerinin önemli bölümü yalnızca İngiltere'den değil, dünyanın farklı bölgelerinden gelmektedir. Ayrıca İngiltere'de bankacılık sistemi yüksek sermaye yeterliliği ile dikkat çekmektedir. Bank of England verilerine göre sektörün CET1 sermaye oranı yaklaşık %15 seviyesindedir ve yapılan stres testleri İngiliz bankalarının ciddi ekonomik şoklara karşı dayanıklı olduğunu göstermektedir.
Türkiye'nin Gücü: Reel Ekonomi ve Dijitalleşme
Türkiye'nin hikâyesi ise farklıdır.
2001 krizinden sonra gerçekleştirilen reformlar sayesinde sektör daha disiplinli ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşmuştur.
Bugün Türk bankacılığı özellikle üç alanda öne çıkmaktadır:
Dijital Bankacılık: Türkiye, dijital müşteri deneyimi açısından birçok Avrupa ülkesinin önündedir. Mobil uygulamalar üzerinden yatırım işlemleri, kredi başvuruları, para transferleri ve günlük bankacılık işlemleri son derece yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bankacılık hizmetleri milyonlarca kişi için şubeye gitmeden erişilebilir hale gelmiştir.
Ticari Bankacılık: Türk bankaları ekonominin üretim tarafıyla yakın ilişki içindedir. Sanayi, ihracat, ticaret ve KOBİ finansmanı bankacılık sisteminin temel faaliyet alanlarını oluşturmaktadır.
Bölgesel Etki: Türk bankaları yalnızca Türkiye içinde değil; Balkanlar, Orta Asya, Körfez Bölgesi ve son yıllarda yeniden yapılanma sürecindeki komşu ülkelerde de etkilerini artırmaya çalışmaktadır.
Fintech Yarışı: İngiltere fintech üretiminde dünyanın lider ülkelerinden biri. Londra'da yüzlerce finans teknolojisi girişimi faaliyet gösteriyor. Türkiye ise geliştirilen teknolojilerin günlük bankacılık sistemine entegrasyonu konusunda oldukça başarılı. Dolayısıyla İngiltere yeniliği üretirken, Türkiye yeniliği hızla uygulayan ülkeler arasında yer alıyor.
İlginç Bir Gerçek: Kredi Verme Konusunda Kim Daha İstekli?
Son yıllarda İngiltere'de dikkat çekici bir gelişme yaşanıyor. Bankaların işletmelere kullandırdığı kredilerin milli gelire oranı son otuz yılın en düşük seviyelerine gerilemiş durumda. Özellikle KOBİ finansmanında bankalar daha seçici davranıyor ve kredi büyümesi geçmiş dönemlere göre daha yavaş ilerliyor. Türkiye'de ise tüm ekonomik dalgalanmalara rağmen bankalar reel sektöre kredi sağlamaya devam ediyor. Bu durum zaman zaman riskleri artırsa da ekonomik büyümenin finansmanı açısından önemli bir rol oynuyor.
İngiltere, sermayeyi yönetiyor.
Türkiye ise sermayeyi ekonomiye aktarıyor.
Türkiye ve İngiltere bankacılık sistemlerini karşı karşıya koymak aslında eksik bir değerlendirme olur. Çünkü iki sistem farklı amaçlara hizmet ediyor.
İngiltere;
- Küresel sermayeyi yönetiyor,
- Uluslararası fon akımlarını yönlendiriyor,
- Yatırım bankacılığında lider konumunu koruyor.
Türkiye ise;
- Üretimi finanse ediyor,
- Ticareti destekliyor,
- Dijital bankacılıkta güçlü bir kullanıcı deneyimi sunuyor,
- Bölgesel büyümenin finansmanında önemli rol oynuyor.
Bu nedenle iki ülke arasında gerçek hikâye rekabet değil, tamamlayıcılıktır.
Londra ve İstanbul İçin Ortak Gelecek
Finans dünyasında başarı artık yalnızca bilanço büyüklüğüyle ölçülmüyor. Teknolojiyi etkin kullanabilmek, sermayeyi doğru yönlendirebilmek, reel ekonomiyi destekleyebilmek ve küresel değişimlere hızla uyum sağlayabilmek en az büyüklük kadar önemli hale geliyor. Londra, bugün hâlâ dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri. İstanbul ise Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasında yükselen bölgesel bir finans merkezi olma yolunda ilerliyor.
İngiltere'nin bankacılık sistemi küresel sermayeyi yönetme gücüyle öne çıkarken, Türkiye'nin bankacılık sistemi üretimi, ticareti ve ekonomik büyümeyi destekleme kapasitesiyle dikkat çekiyor. Bu nedenle iki ülkenin bankacılık sistemlerini rakip olarak görmek eksik bir değerlendirme olacaktır. Asıl değer, birbirinden farklı güçlü yönlere sahip bu iki modelin nasıl bir sinerji oluşturabileceğinde yatıyor.
Belki de asıl soru, hangisinin daha güçlü olduğu değil.
Asıl soru, “küresel finansın yeniden şekillendiği bir dönemde Londra'nın deneyimi ile İstanbul'un dinamizminin nasıl bir ortak gelecek inşa edebileceğidir.”
Çünkü geleceğin kazananları, yalnızca sermayeyi yönetenler değil; değişimi okuyabilen, teknolojiyi benimseyen ve iş birliği fırsatlarını değerlendirebilen finans sistemleri olacaktır.