Londra Son Dakika - Londra Haberleri | İngiltere Haber
GBP/USD 1.3483 -0.07% GBP/EUR 1.1464 -0.06% GBP/AUD 1.9078 +0.23% GBP/CHF 1.0437 +0.02% GBP/JPY 208.9334 -0.19% GBP/CAD 1.8433 +0.27% GBP/USD 1.3483 -0.07% GBP/EUR 1.1464 -0.06% GBP/AUD 1.9078 +0.23% GBP/CHF 1.0437 +0.02% GBP/JPY 208.9334 -0.19% GBP/CAD 1.8433 +0.27%

Gerçeklik Ölüyor mü?

Selahattin ÇEKİÇ
Selahattin ÇEKİÇ

09.01.2026 14:05 | 56

Sevgili okur, bir sabah kahvenizi yudumlarken telefonunuza düşen bir videoyu hayal edin: Dünyaca ünlü bir lider, hiç beklenmedik bir açıklama yapıyor. Kalbiniz hızlanıyor, “Vay be, dünya değişiyor!” diyorsunuz. Sonra bir arkadaşınız yazıyor: “Deepfake o, tamamen yapay zeka üretimi.” Bir an duruyorsunuz. Gerçek sandığınız şey, birkaç satır kodla yaratılmış bir illüzyon. Rahatlıyor musunuz, yoksa biraz huzursuz mu oluyorsunuz? Ben ikincisinden yanayım. Çünkü yapay zeka, yavaş yavaş gerçeklik dediğimiz o sağlam zemini çatır çatır eritiyor – hem de biz fark etmeden.

Bu konu ağır gelebilir, biliyorum. Felsefe kitapları, distopya filmleri, kıyamet senaryoları… Ama söz, sizi sıkmayacağım. Birlikte bir kahve molası vereceğiz, biraz güleceğiz, biraz “Haklısın ya!” diyeceğiz ve en sonunda da “Peki şimdi ne yapacağız?” sorusuna hafif bir cevap arayacağız.

Gerçeklik Aslında Hep Kırılgandı

Önce şunu kabul edelim: Gerçeklik hiç “taş gibi sağlam” olmadı. Antik Yunan’da Platon, mağarada zincire vurulmuş insanları anlatır. Duvara yansıyan gölgeleri gerçek sanıyorlar, oysa dışarıda bambaşka bir dünya var. Binlerce yıl sonra Rönesans ressamları tuvale gerçekliği kopyalamaya başladı. Sonra fotoğraf geldi: “Artık yalan yok, gördüğün neyse o!” dedik. Ama fotoğraf da manipüle edildi. Televizyon, sinema derken 20. yüzyılın sonuna geldik.

İşte tam burada Fransız düşünür Jean Baudrillard devreye giriyor – ama korkmayın, fazla akademik olmayacağım. Baudrillard diyor ki: Modern dünyada gerçeklik dört aşamada yok oldu. İlk başta gerçekleri yansıttık (resim gibi). Sonra bozduk (reklam gibi). Üçüncü aşamada gerçek yoktu ama yokluğunu gizledik. Dördüncü aşamada ise artık tamamen “simülakr” var: Kendi kendine dönen, gerçekle hiçbir bağı olmayan işaretler.

Baudrillard, 1991 Körfez Savaşı’nı “gerçekleşmeyen savaş” diye nitelemişti. Çünkü biz evimizde CNN’den izledik; bombalar, yeşil ekranlar, dramatik müzikler… Savaş mıydı o, yoksa bir şov mu? Bugün yapay zeka, Baudrillard’ın hayalini gerçeğe çeviriyor – hem de 4K çözünürlükte.

Deepfake’ler: Görmek Artık İnanmak Değil

Hatırlayın, 2018’de ilk deepfake’ler çıktığında hepimiz “Aaa ne komik!” demiştik. Obama’nın Trump’a laf soktuğu sahte video, Tom Cruise’un TikTok videoları… Eğlenceydi. Ama 2026’dayız artık. Midjourney, Sora, Grok’un video araçları o kadar iyi ki, birkaç cümle yazıyorsunuz ve tarihte hiç olmamış bir olayın “belgesel kalitesinde” görüntüsü hazır.

Geçen yıl bir seçim kampanyasında sahte bir politikacı videosu milyonlarca kişiyi kandırdı neredeyse. (Neyse ki yakalandı.) Ama ya yakalanmasaydı? Ya bir ünlü, hiç söylemediği bir şeyi “söylemiş” gibi görünseydi? Ya siz kendi sesinizle bir şey söylüyormuş gibi bir ses kaydı duysanız? Artık “Görmek inanmaktır” diye bir şey yok. Gözlerimiz bile bize yalan söyleyebiliyor.

Yazılar, Haberler, Her Şey Sentetik

Sadece görüntü değil, kelimeler de yapay artık. ChatGPT 2022’de patladığında “Vay, ödevlerimi yaptırırım!” demiştik. Şimdi 2026’da internetteki içeriğin yarısına yakını yapay zeka yazıyor. Haber siteleri, bloglar, yorumlar… Bir metni okuyorsunuz, “Ne güzel yazmış!” diyorsunuz. Sonra öğreniyorsunuz ki insan eli değmemiş.

En komiği ne biliyor musunuz? Yapay zeka bazen “halüsinasyon” yapıyor. Yani uyduruyor. Güvenle, akıcı bir dille, tamamen yanlış bilgi veriyor. Bir tarihten bahsediyor, olay hiç olmamış. Bir bilimsel gerçekten söz ediyor, aslında yanlış. Ve biz okuyoruz, “Doğruymuş” diyoruz. Çünkü o kadar kendinden emin ki!

Filtreler, Algoritmalar ve Kişisel Balonlarımız

Bir de sosyal medya var tabii. Instagram’da herkes pürüzsüz ciltli, kusursuz burunlu. Gençler kendi gerçek yüzlerini “çirkin” bulmaya başladı. Snapchat filtreleri, AI güzelleştiriciler… Kendimizi bile sentetik hale getiriyoruz.

Dahası, algoritmalar. Siz TikTok’ta bir videoyu beş saniye fazla izlediniz diye bütün akışınız o konuyla doluyor. Komplo teorileri mi seviyorsunuz? Buyrun size özel bir dünya. Benzer düşünenlerle çevrili, ortak gerçeklik sıfır. İki komşu aynı olay hakkında bambaşka şeyler biliyor. Tartışıyorlar, “Sen nereden duydun bunu?” diyorlar. Cevap: “Algoritmamdan.”

Sanal Dünyalar: Metaverse’e Taşınıyoruz

Meta’nın Metaverse’i, Apple Vision Pro, VR gözlükler… Artık iş toplantılarımızı avatarlarla yapıyoruz. Bazı çiftler ilişkiyi tamamen sanal ortamda sürdürüyor. Çocuklar Roblox’ta, yetişkinler başka platformlarda saatler geçiriyor.

İngiliz filozof Nick Bostrom’un bir tezi var: Eğer bir uygarlık yeterince gelişirse milyarlarca simülasyon yaratabilir. O zaman istatistiksel olarak biz gerçek dünyada değil, bir simülasyonun içinde olma ihtimalimiz çok yüksek. Eskiden bu bilimkurguydu. Şimdi yapay zeka o simülasyonları yaratabiliyor. Düşününce tüyler ürpertici değil mi? Belki zaten bir simülasyon içindeyiz ve şu anki AI, katman ekliyor sadece.

Ama Durun, Her Şey O Kadar Karanlık Değil

Tam burada bir nefes alalım. Evet, riskler büyük: Güven krizi, demokrasinin zayıflaması, kimlik karmaşası… Ama karşı taraf da var.

Tarih boyunca her yeni teknoloji aynı korkuyu yarattı. Matbaa çıktığında “Kitaplar yalan dolanla dolacak!” dediler. Fotoğraf makinesi “Ruhumuzu çalacak!” dediler. Televizyon “Aile bağlarını bitirecek!” dediler. İnsanlık hep uyum sağladı.

Yapay zeka da iyilik için kullanılıyor: Tıpta hastalıkları simüle edip hayat kurtarıyor. Engelli insanlara yeni dünyalar açıyor. Bilimde yıllarca sürecek deneyleri saniyelerde yapıyor. Sanatçılara ilham veriyor – evet, orijinalliği tartışıyoruz ama herkesin yaratıcı olma şansı artıyor.

Gerçeklik hiçbir zaman “saf” olmadı. Hep kültürel filtrelerden geçti, hep algılarımızla şekillendi. Şimdi sadece filtreler dijital oldu.

Peki Ne Yapacağız?

Gerçeklik “ölmüyor”, dönüşüyor. Daha karmaşık, daha katmanlı, daha hibrit bir hale geliyor. Ama kontrol hâlâ bizde.

Ne yapabiliriz?

  • Çocuklara dijital okuryazarlık öğretelim. “Bu videoyu kim yapmış, nereden gelmiş?” diye sormayı alışkanlık haline getirelim.
  • Teknoloji şirketlerinden sentetik içeriklere otomatik “watermark” isteyelim. Görselin köşesinde küçük bir işaret olsun, “Bu AI yapımı” desin.
  • Bağımsız doğrulama platformlarını destekleyelim.
  • Ve en önemlisi: Ara sıra telefonu bırakıp gerçek dünyaya dönelim. Bir arkadaşla kahve içelim, gözlerine bakalım, sesini duyalım. Filtre yok, algoritma yok.

Yapay zeka bir ayna gibi. Ona neyi gösterirsek, bize onu yansıtıyor. Korkuyu mu gösteriyoruz, korkuyu çoğaltıyor. Merakı, yaratıcılığı, empatiyi mi? O zaman bambaşka bir dünya yaratabiliriz.

Siz neyi yansıtmayı seçiyorsunuz?

Bir sonraki kahve molasında görüşmek üzere…