Danimarka, İtalya, Arnavutluk, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Finlandiya, Macaristan, İzlanda, İrlanda, Letonya, Litvanya, Malta, Karadağ, Hollanda, Norveç, Polonya, Romanya, San Marino, Sırbistan, Slovakya, İsveç, Ukrayna ve Birleşik Krallık'tan oluşan 27 ülke, Avrupa Konseyi Adalet Bakanları Konferansı'na sunulan ortak bildiriye imza attı.

Bildiride, Avrupa Konseyi'ne, Avrupa değerlerine, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına olan güçlü inanç yeniden teyit edildi. Uluslararası hukuka ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye (Sözleşme) bağlılık vurgulanırken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) çalışmalarına, bağımsızlığına ve Sözleşme'de tanımlanan yargı yetkisine verilen destek yinelendi. Reykjavik Bildirisi hatırlatılarak 'demokratik güvenlik' kavramına bağlılık da teyit edildi.

Güncel Zorluklar ve Sözleşme Sistemi

Hükümetlerin, nüfuslarının insan haklarını ve temel özgürlüklerini garanti etme, toplum değerlerini koruma, sınırları etkin şekilde koruma, yasadışı sınır geçişlerini önleme ve göçmen kaçakçılığı ağlarıyla mücadele etme görevi olduğu belirtildi. Ancak, bu hak ve özgürlüklerin; ciddi suç işleyerek misafirperverliği kötüye kullanan kişiler, insan ticareti ve göçün araçsallaştırılması gibi unsurlarla tehdit edildiği kaydedildi.

Sözleşme sisteminin tasarlandığı dönemde öngörülmeyen veya sonradan önemli ölçüde evrilen bu karmaşık zorluklar karşısında, devletlerin uluslararası hukuka tam uyum içinde hareket ederken, ulusal güvenliği sağlama, demokrasileri koruma ve yargı yetkilerindeki bireylerin güvenliğini temin etme temel görevi olduğu vurgulandı. Bu zorlukları tanıyamama ve yanıt verememenin, Sözleşme'nin koruduğu temel hakları baltalayarak, tüm Sözleşme sistemine olan güveni aşındırma riski taşıdığı ifade edildi.

22 Mayıs 2025'te bir grup Devlet ve Hükümet Başkanı tarafından imzalanan mektubun başlattığı süreci memnuniyetle karşılayan imzacı ülkeler, Sözleşme sistemini çarpıtma ve zayıflatma girişimlerinden korumak için yeterli bir yanıt geliştirmek amacıyla Avrupa Konseyi içinde ve Genel Sekreteri ile açık ve yapıcı bir tartışmayı teşvik ettiklerini duyurdu.

Öncelikli Alanlar ve Çözüm Önerileri

Bildiride, yabancı suçluların sınır dışı edilmesi, göç yönetimi, üçüncü ülkelerle sığınma ve geri dönüş prosedürleri işbirliği gibi konularda, göçmenlerin bireysel hakları ile toplumların özgürlük ve güvenliğini savunma gibi kamu yararları arasında doğru bir denge bulunması gerektiği belirtildi. Bu bağlamda, Sözleşme çerçevesinin günümüz zorluklarına uygun hale getirilmesinin zorunlu olduğu vurgulanarak şu öncelikli alanlara dikkat çekildi:

Ciddi suçlardan hüküm giymiş yabancıların sınır dışı edilmesi: Bir Taraf Devletin, ev sahibi ülkede ailevi bağlar kurmuş olsalar dahi, ciddi suçlardan hüküm giymiş yabancıları sınır dışı edebilmesinin açık başlangıç noktası olduğu kaydedildi. Sözleşme'nin 8. Maddesi kapsamında bireysel haklar ile meşru amaçlar arasındaki dengenin, işlenen suçun niteliği ve ciddiyetine daha fazla, suçlunun sosyal, kültürel ve ailevi bağlarına ise daha az ağırlık verilecek şekilde ayarlanmasının hayati olduğu ifade edildi.

İnsanlık dışı ve aşağılayıcı muamele konusunda netlik: Mutlak bir hak olan 3. Madde kapsamındaki 'insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele'nin kapsamının, Taraf Devletlerin yabancı suçluların sınır dışı edilmesi veya iade durumlarında, sağlık hizmetleri ve hapishane koşullarını içeren konular da dahil olmak üzere, orantılı kararlar almasını engellemeyecek şekilde en ciddi meselelere kısıtlanması gerektiği belirtildi.

Göçe yönelik yenilikçi ve kalıcı çözümler: Düzensiz göçmenlerin insan hakları korunduğu sürece, bir Taraf Devletin üçüncü ülkelerle sığınma ve geri dönüş prosedürleri konusunda işbirliği yapmasının engellenmemesi gerektiği kaydedildi.

Göç vakalarında karar alma: Bir Taraf Devletin, bireyin hakları ile kamu yararı arasındaki uygun dengeyi yansıtan, zamanında alınıp uygulanabilen kararları kolaylaştırmak için net kurallar ve süreçler uygulamasının engellenmemesi gerektiği ifade edildi.

Göçün araçsallaştırılması: Son derece hassas jeopolitik bağlam ve ulusal güvenlik ile kamu güvenliğinin gerektiği gibi sağlanması ihtiyacının tanındığı, insan haklarının düşmanca rejimler veya gizli amaçları olan bireysel başvuru sahipleri tarafından kötüye kullanılması ve araçsallaştırılmasının Sözleşme sistemi üzerinde olumsuz etkisi olduğu vurgulandı.

Temel İlkeler

Bu zorlukların ele alınmasında, Sözleşme'nin yorumlanması ve uygulanmasında aşağıdaki temel ilkelerin önemine atıfta bulunuldu:

Devletlerin yabancıların giriş, ikamet ve sınır dışı edilmesini kontrol hakkı, Süb-sidarite ilkesi, Paylaşılan sorumluluk ilkesi, Orantılılık ilkesi, De minimis (asgari) ilkesi, 'Yaşayan belge' doktrini ve 'Kendini savunabilen demokrasi' kavramı.

Genel Sekreter'in Önerisi ve İleriye Dönük Adımlar

Bildiriye imza atan devletler, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'nin, 15 Mayıs 2026'da Kişinev'de (Moldova) yapılacak Dışişleri Bakanları toplantısında göç ve Sözleşme konusunda bir bildirgenin kabul edilmesini de içeren 4 maddelik önerisini memnuniyetle karşıladıklarını ve Avrupa Konseyi ile yapıcı bir şekilde çalışmaya hazır olduklarını belirtti. AB üyesi devletler, AB girişimleri ve uygulanabilir AB hukukuyla ilgili etkileri gereğince dikkate alarak bu sürece katılacaklarını ifade etti.